“Ufuk Avrupa Programı Hidrojen Odaklı Bilgi Günü” toplantısı gerçekleştirildi

Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Çetin Ali Dönmez, Ufuk Avrupa 2020 ya da herhangi bir Avrupa Birliği (AB) programından destek almaya hak kazanmış firmaların, bankacılık sisteminde de el üstünde tutularak uzun vadeli ve düşük faizli finansman olanaklarından yararlandırılması gerektiğini söyledi.

Ankara Sanayi Odası ile Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) işbirliğinde düzenlenen AB’nin Ufuk Avrupa Programı kapsamında yürütülen hidrojen odaklı çalışmaların anlatıldığı “Ufuk Avrupa Programı Hidrojen Odaklı Bilgi Günü” toplantısı ASO’da gerçekleştirildi.

Dönmez burada yaptığı konuşmada, Türkiye’nin katma değer ve rekabette üst kademeye çıkmasının anahtarının birlikte çalışma kültürü olduğunu söyledi.

Ufuk Avrupa Programı ve AB çağrılarının çok önemli özellikleri bulunduğuna anlatan Dönmez, şöyle devam etti:

“Gelişmiş ekosistemlerle çalışmak gerek akademisyenlere gerek sanayicimize önemli katkı sağlıyor. Bu işbirliklerinin Türkiye’de ‘mükemmeliyet mührü’ olarak kullanılması gerektiğini düşünüyoruz. Ufuk Avrupa programından ya da herhangi bir AB programından destek almaya hak kazanmış firmanın bankacılık sisteminde de el üstünde tutulması lazım. Nitelikli işlere uzun vadeli, düşük faizli finansman olanakları sağlamamız lazım. Buralardan kaynak alan firmaların bizim ekosistemde de el üstünde tutulması gerek. Bunu biz kendi içimizde yapmaya başladık. TÜBİTAK’tan, Bakanlıktan, KOSGEB’den destek alanları ayrı ayrı izliyoruz, değerlendirme yapıyoruz. Buna bankacılık sistemi de dahil.”

Dönmez, Türkiye için AB’nin önemli bir çıpa olduğunun altını çizerek, bunun Türkiye’nin geleceği ve çevre için de önemli olduğunu ifade etti.

Türkiye’nin kaynaklarının gelecek nesillere kalması gerektiğini vurgulayan Dönmez, “Daha az enerjiyle ve kirletmeyle üretim lazım. Aksi halde bu ekosistem bir süre sonra nüfusu taşıyamayacak. Kalkınma ajansları, TÜBİTAK nispeten kamunun maaş rejiminin dışında biraz daha esnek ücretler alabilen yapıların desteklemesinde fayda var. Ücretlerde aşağı yönlü baskı nitelikli insanların kamuda kalmasını engelliyor.”

“İlerde karbon tutma teknolojileri yatırımlarına ağırlık verilmeli”

TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Hasan Mandal da yoğun gündem içerisindeki ana başlıklarından birinin de hidrojen olduğunu söyledi.

Dünyada 10 yıllık projeksiyona bakıldığında öne çıkan risklerin başında çevre ve iklim değişikliği geldiğini belirten Mandal, “Ekonomik, yaşam koşullarını etkileme, sosyal erozyon, düzensiz göç gibi çoklu ortamda değerlendirildiğinde konunun basit bir farkındalık boyutu olmadığı görülüyor.” dedi.

Sera gazı emisyonlarının azaltılmasına yönelik senaryolar ve Türkiye’nin bundan nasıl etkileneceğine ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Mandal, ilerde aşırı sıcaklık, dönemsel aşırı yağmurlar, sel felaketleri ve yangınlar görülebileceğine işaret etti.

“İlerde karbon tutma teknolojileri yatırımlarına ağırlık verilmeli.” diyen Mandal, karbon emisyonları sıfıra getirilemeyeceği için sanayi açısından karbon tutma ve yenilenebilir enerji tarafının geliştirilebilmesi gerektiğini söyledi.

Mandal, “hidrojen vadileri”ne yönelik dönüşümlere de dikkati çekerek, Türkiye’nin 2023-2053 dönemini kapsayan bir yol haritası bulunduğunu ve bu sürece TÜBİTAK olarak katkı sağladıklarını anlattı.

Bilgi üreten kurumlarla bilgiyi kullanan kurumlar arasındaki ilişkinin geliştirilmesinin önemine dikkati çeken Mandal, daha fazla işbirliği, toplumun farkındalık düzeyini artırmak ve sürece paydaş olarak dahil edilmesi, birlikte iş yapma modeline dönmek gibi maddelerin uygulanması gerektiğini belirtti.

Mandal, hem teknoloji ve ürün geliştirme platformları hem de açtıkları araştırma programlarına ilişkin bilgi vererek, 263 projenin Ufuk Avrupa 2020 Programı kapsamında desteklendiğini, 411 Türk kurum ve kuruluşunun bulunduğunu ve 142 milyon avro bütçe ayrıldığını söyledi.

Türkiye’nin Avrupa’daki hidrojen vadilerinden birisi olduğunu vurgulayan Mandal, “Bugünkü toplantıyı yapma sebebimiz bu. Gelecekte bu işi yeşil hidrojen başlığı altında oluşturduğumuzda, yeşil kavramı içerisinde hidrojenin yenilenebilir enerjiden gelen ilk girdi olması Türkiye’yi cazibe merkezi haline getiriyor. En baştan itibaren temiz enerjiyle başlama noktası Türkiye’yi gelecekte yeşil enerji üretme noktasında merkez haline getirecek.” değerlendirmesinde bulundu.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir